whatsapp image 2026 02 01 at 20.07.06
55327eb2 E8cc 43f2 Af63 Fac621b468df 768x1024

Selam! Biraz kendi hislerimden ve nasıl bu noktaya geldiğimizden bahsetmek istediğim için sanırım en uzun yazılarımdan biri bu olacak. Bu benim buraya yazdığım ilk yazım olacak ama beraber böyle harika zamanları yaklaşık bir dört aydır geçiriyoruz. Bunu şu an söylemek çok garip hissettiriyor çünkü hem daha dün gibi tanıştığımız gün, hem de sanki yıllardır tanıyormuşum da ruhumun bir parçası hep ondaymış gibi. Tamam, belki birbirimizi yıllardır görüyor olabiliriz ama aynı şey değil biliyorsunuz. Dört yıl boyunca aynı lisede okumuş olmak, onu uzaktan seyredip onun hakkında hayaller kurmak ve tam lisedeki halinden her şekilde çok daha farklı olduğunu düşünürken böylesine güzel bir şekilde yanıldığını anlamak… 11. Sınıfın son zamanlarıydı onu ilk fark ettiğimde. Son derece hareketli ve olaylı geçen ortaokul yıllarımdan sonra sakin bir lise hayatı istediğim için de olabilir bilmiyorum, pek etrafımdaki insanlara dikkat etmezdim, öyle çok da gezmezdim. Dokuzuncu sınıfın başında bulduğum arkadaş grubum da bana fazlasıyla yeterdi. Yine de bahar festivalinde etrafıma bakmışım demek, çünkü onu gördüğümde aklımdan geçen tek bir şey vardı: “Kim bu?”. Berkay festivali düzenleyenlerden biriydi ve bu yüzden de o gün fazlasıyla etrafta gördüm onu, biraz da gözlerim takip etti yalan yok. Bileğine bağladığı festival kartını, arkadaşlarıyla dolanmasını, okulun girişinde yaptıkları festival çekilişinde kenarda durup izlemesini, kürsüde Affet söylemelerini, hepsini. Sonrasında da zaten aklımdan çıkaramaz oldum. Son senem başladığında yurda geçtim evet, ama tek sebebi ders çalışırken güzel odaklanabilmek değildi. Yurtta hemen hemen her akşam yemeği sonrası okulun etrafını turlamaya çıkardı arkadaşlarıyla. Bu, benim de en sevdiğim aktivitelerden biriydi, ve orada olur da onla karşılaşırsam birden açıklayamadığım bir neşe gelirdi bana. Hele çarşı izinlerinde sırf aynı anda çıkalım diye bazen Tuğba’yı bilerek oyalamam bazen de hızlandırmam, çaktırmadan diğer taraftaki izin defterinde ismi var diye bakmaya çalışmam, hepsi hayatım boyunca gülümseyerek hatırladığım tatlı anılarım olacak. Çarşı izinlerine çıkmadan o aralar üstünden çıkarmadığı kolej ceketiyle bulmaya çalışırdım onu. Aynı ceket şu anda benim dolabımda asılı duruyor ve üstünde onun parfümü var, hayat çok ironik. Bir gün yine yemek sonrası tur atarken ben her zamanki gibi kedi seviyordum ve siyah bir yavru kediyi kucağıma almıştım. Tam yurda girerken kucağımdan bıraktığım kediyi kendine çağırmıştı ve o kedi ona koşarak giderken ben de dönüp bir kez daha bakmıştım ona. Bu ufak rastlantıya ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Bunu Berkay’a söylediğimde hatırlamadı tabii ki. Zaten mümkün de değil ki, bu küçük anların her birini ben hatırlayamıyorum ki o hatırlasın. Yine de o aşamada bir şey yapmadığını iddia edeceğini bilsem de söylüyorum, lise yıllarımı farkında olmadan da olsa güzelleştirdiğin için teşekkür ederim.

Bana ilk kez yazdığında o kadar aşktan uzak bir zamanda ve haldeydim ki. Okulum yine erken başlamıştı. Ama yine de annemler sağ olsun, rezervasyonu bu zamana yaptırdıkları için ilk hafta derslerimi ekip Muğla’ya gideceğime karar vermişlerdi. Sabah 8’deki uçağa gece valiz hazırlamaya çalışırken onun mesajı, görmeyi beklediğim en son şeydi. Yalan yok başlarda biraz temkinliydim, hem lisede olduğumdan daha farklı biriydim hem de yıllardır görmediğim ve aslında tam olarak tanımadığım biriydi, aramızdaki mesafeyi saymıyorum bile. Bu sebeplerden dolayı ben olmayacağından ne kadar eminsem, o da tam tersine o kadar ikna ediciydi. Kendimi incinmekten korumak için yükselttiğim o duvarlarımın hepsini tek tek yıktı. Ve buna ilk tepkim neydi biliyor musunuz? Rahatlama. Yaklaşık iki yıl boyunca gece gündüz düşündüğüm çocuk aslında dünyanın en tatlı, en düşünceli insanıymış ve ben buna da çekilmişim aslında. Biz Muğla’dayken git gide daha da artan bir sıklıkla konuşmaya başladık ve artık haftanın sonunda sesli konuşmaya başlamıştık. Annemlerle gece deniz kenarında dünyanın en huzur verici ve rahatlatıcı sohbetlerini yaparken onun bir mesajıyla “Ben bir odaya gidiyorum.” diyip o ortamdan kaçmak ve heyecanın vücudumu ele geçirmesine sessizce izin vermek… Dalga geçmeyin lütfen ama o konuşmalarımızdan sonra yüzümde bir gülümsemeyle yatağa bırakırken buluyordum kendimi. Bundan sonrasında tabii ki yine git-gellerim, endişelerim, şüphelerim oldu, hayata daha karamsar bakan biriyim ve nedense bir şeylerin kötü sonuçlanacağına olan inancım ağır basar her zaman. Hatta ben bunun karamsar bakmak değil, biraz realist olmak tarafında olduğumu düşünüyorum ama yine de. Sonunda, o Kıbrıs’a dönmeden önce bir kere buluşmaya karar verdik ve ben de beni bu kadar etkileyen ve her geçen gün kişiliğine de daha çok hayran olduğum bir insanla bir kere bile olsa buluşmak istedim. Beşiktaş’ta buluşmak üzere sözleştik.

img 0009

Onu ilk kez görmek çok tuhaf ve güzel bir histi. Telefonda nerede olduğunu sorduğumda ve o, “Ben seni görüyorum şu an.” dediğinde kalbim yerinden çıkacaktı sanki. Oradaydı işte, karşımda bana elinde kırmızı bir gülle gülümsüyordu ve o an onunla sarılmayı nedense hiç beklemiyordum. İlk konuşmalarımızda ve o pizzacıya gittiğimizde ikimiz de hala biraz gergindik. Ki aşırı güzel bir avokadolu pizza gelmişti önüme, ona rağmen neredeyse hiç yiyemedim. Şimdi düşününce çok komik geliyor çünkü dünya üzerinde onun yanında olduğumdan daha rahat hissettiğim bir yer yok. Yemek sonrasında ödemek için kalktık ve beni gerçekten çok yumuşak bir şekilde koluyla ittirdi ve kendisi ödedi. Tıpkı gül gibi onun bu jestini de beklemiyordum ne yalan söyleyeyim. Yine de şimdi, yemek Berkay’dan tatlı benden dinamiğine o kadar alıştım ki normalimiz bu oldu gibi. Sonrasında Beşiktaş sokaklarında nereye gittiğimizi bilmeden yürüdük ve çok güzel bir şekilde muhabbet etmeye başladık. Sanırım yan yana olmak gerçekten çok fark ediyor. Psikoloji derslerimde derlerdi de inanmazdım, insan içgüdüsel olarak bir insan yanında olduğunda daha rahat ediyor, yoldaşmışsınız gibi algılıyor. Karşısındaki insanı da tehdit olarak algılamaya daha yatkın. Tabii Berkay’ın psikolojiye bakış açısını bildiğim için bu yazıyı okurken “Ne alaka abi? Çok saçma.” Dediğini duyar gibiyim. Boşver balım her şeyde de aynı düşünmeyelim. Rastgele bir şekilde bir sokaktan diğerine geçerken Masumiyet Müzesi’nden ve Beyoğlu’nda müzenin kendisinin de olduğundan bahsetmiştim. İstanbul’a tekrar geldiğinde elimde bir buket çiçekle nereye gittiğimizi de tahmin edebilirsiniz sanırım.

img 0196
img 0198

Yürüyüşümüze Akaretler’e doğru giderek devam ettik ve benim yurda nasıl döneceğimi konuşmaya başladık. Tabii ki bizim nasıl döneceğimizdi aslında konu. Dört ayı geçti, hala beni yurda tek göndermez sevgilim, içi rahat etmezmiş. Vapur saatlerine baktık ve sefer de olduğu için vapurla dönmeye karar verdik. Vapur iskelesinin içinde vapuru beklerken konuşmaya daldık ve kaşla göz arasında ilk vapuru kaçırmışız. Yakın bir zamanda yeni bir sefer daha varmış, biz de onu beklemeye karar verdik. Tabii bu sırada aramızda hissedilen o çekimin dışarıdan bile görülebildiğine inanıyorum hala. Vapura bindiğimizde de pek bir şey değişmedi. Henüz eylülün ortaları olduğundan hava daha o kadar da soğuk değildi de dışarıya oturup ayaklarımızı korkuluğa uzatarak manzarayı izledik ve sohbet ettik. Ben hafif üşür gibi olduğumda Berkay kolunu omzuma atarak beni kendine çekti ve sonunda o hakkında konuşmadığımız çekimi ben de kabullendim ve kendimi onun kollarına bıraktım. Biz bu şekilde git gide daha da artan bir rahatlıkla konuşurken Sarıyer İskelesi’ni kaçırmış, ta karşıda olan bir sonraki ve son durak olan Beykoz’a doğru yola çıkmışız. Bunu fark ettiğimizde ve Beykoz’da inmek zorunda kaldığımızda Beykoz İskelesi çoktan kapanmıştı. Ben böyle durumlarda biraz stres yapan ve gerilen taraf olurum genelde. Berkay da tam tersi, “Sen rahat ol, bir yolunu buluruz, hallederiz.” şeklinde yaklaşır ve aslında bu yönümüzle ikimizin de birbirimizde olmayan yanları tamamladığımızı düşünüyorum. Birkaç yere sorduk ve en sonunda Yeniköy’e bir saat sonra bir sefer olduğunu öğrendik. O bir saatte de bir kahve içip sohbete devam etmeye karar verdik ve sonrasında da Yeniköy’den otobüsle Batı’nın oraya döndük. O gün için ayrılmadan ve o benim shuttle’a bindiğimden emin olmadan önce vedalaşırken birbirimize çok sıkı sarıldık ve beni ilk defa öptü. O kadar yavaş, yumuşak, ve soru sorarcasına bir öpüştü ki kalbimi daha da eritti ve artık gerçekten bir şeylerin olması gerektiğinden emindim. O haftanın sonunda tekrar buluşmak üzere sözleştik.

img 0261
img 0254

Bir sonraki buluşmamızda Adalar’a gittik. “Adalar’da ne yapılır?” sorusunun tam tersini yaptık desem yeridir. Sohbet edip yürümek ve yemek yemek dışında pek bir şey yapmadık. Ama yine de o aktiviteleri yapsaydık bile daha keyifli geçme ihtimali yoktu. O neredeyse kimsenin geçmediği ağaçlı patikada bulduğumuz ve denize ve anadolu yakasına tepeden bakan yerde kucağına yatmayı hiçbir şeye değişmezdim çünkü. Vapurda dönerken ben üşüdüm ve kendisi o sweatinin altına sadece bir kısa kollu giymiş olmasına rağmen üşümediğini söyleyerek benim ceketimin altına yeşil sweatini giydirdi ve bana sarıldı. İndiğimizde ise sadece sıcak bir çay içmek istememe rağmen tatlı yemeyi ne kadar çok sevdiğimi bildiği için iki tatlı aldı. Birini ben seçtim, un kurabiyesiydi. Onun seçtiği diğer tatlıysa tarçınlı ve üstünde karamelimsi bir sos olan adını hatırlayamadığım bir tatlıydı. Onun normalde seçeceğinden farklı bir tatlı olduğunu fark etmiştim ama sonrasında ben ondan bir çatal alıp gözlerimi şaşkınlıkla açarak ne kadar beğendiğimi belli ettiğimde, hiç şaşırmadan gülümsedi bana ve en başından beri ne yaptığını bildiğini anladım. Sonrasında beni tekrar yurda bırakmak için döndük ve son 150’ye bindiğimizde yine sohbete dalıp durağı kaçırdık. Bir durak sonrasında indik ve geri okula doğru yaklaşık 1.5 kilometre yürümemiz gerekiyordu. Benim ayakkabılarım biraz vuruyordu ve yürürken çok canımı yakıyordu. Onun buna çözümü ise beni sırtına alıp o yol boyunca taşımaktı. O günün akşamında birbirimize ilk kez birbirimizi sevdiğimizi söyledik.

img 2532

O günden beri sayısız kez buluştuk ve çiçeğimi asla eksik etmez. Ve bir şey olur da alamazsa, sebebini bana söyler ve ben o almış gibi mutlu olurum çünkü düşündüğünü bilirim. Buraya yazarken aklıma gelmeyen sayısız ince düşüncelerini ve bir şeyi sırf ben seviyorum diye yapmasının her bir örneğini yazamayacağımı da biliyorum çünkü birbirimize verdiğimiz değerin örnekleri büyük küçük fark etmez hayatımızın hep içindeler ve bazen fark edilmeyecek kadar küçük olsalar da oradalar. O yüzden bu minik yazıyı burada bitiriyorum ve beraber yaşayacağımız daha nice anılar için ne kadar heyecanlı olduğumu belirtiyorum. Seni seviyorum sevgilim.

Mel

img 1942

Scroll to Top