
Dün ilk 14 Şubat’ımızı kutladık. Ve ikimizin de ilk sevgililer günüydü, tam olarak sevgililer günü olmasa da. Berkayın izin günü perşembe ve cuma olduğu için bir gün erkenden kutladık, benim için o kadar dolu ve uzun bir gündü ki anlatamam. Sabah altıda uyandım ve ilk OSCE sınavım için hazırlanmaya başladım. Bu uygulamalı sınavlardan daha onlarca kez olacak olmamıza rağmen ilki beni gerçekten heyecanlandırdı. Kahvaltı bile yapamadım stresten, on iki buçuğa kadar aç bekledim öyle düşünün. Hocalar bir seferde dört kişi alıyorlardı ve herkesin sınavı on beş dakika sürüyordu. Anneme ismimin baş harfini alfabenin neredeyse tam ortasından seçtiği için teşekkür ederek ilerideki çocuğuma ismini ne koymak istersem isteyeyim A ile falan başlayan bir isim de koyacağıma karar verdim. Sınavım güzeldi, ama sonrasında dünyalar tatlısı sevgilimin beni elinde bir buket kırmızı gülle karşılaması çok daha güzeldi. Bir anda bütün haftanın yorgunluğu, stresi, kargaşası hepsi silindi aklımdan. Ve ona uzun zamandır -bir haftayı biraz geçmiştir- sarılamadığım için kokusunu içine çekince o kadar huzurlu hissettim ki… Tabi üstümde hala önlüğüm ve stetoskopum olduğu için eşyalarımın olduğu yere gidip üstümü değiştirdim ve hazırlandım. Sonrasında metrobüse doğru yürümeye başladık, Berkay yine her zamanki gibi çantamı ve yanımda ne varsa her şeyi taşıdı ve bana tek kalan şey onun elini tutmak ve çiçeklerime mutlu mutlu bakmaktı.
Metrobüsle Söğütlüçeşme’ye gittiğimizde ikimiz de çok acıkmıştık. Ben stresten, o da ben yemedim diye çok bir şey yememişti. Ne zamandır Instagram’da görüp denemek istediğimiz bir mantı dükkanı vardı: Mr. Dumpling. Bunu kabul etmek istemiyorum ama edeceğim, sırf mantıya özel bir dükkan ve klasik mantı da almayayım diye düşündüğüm için çıtır mantı söyledim. İkisi de gerçekten aşırı güzeldi ama Berkay’ınkini daha çok beğendim. Hayatımda yediğim en iyi mantıydı kesinlikle, tabi bunda sevgilimle yemiş olmamın da bir etkisi olabilir. Sonrasında yine muhabbet ederek Kadıköy sokaklarında yürüdük. Göz göze geldiğimizde hala utanıyorum, her şeyimi anlattığım, öptüğüm, kokladığım, sarıldığım biri değilmiş gibi hala bana güldüğünde midem takla atıyor. Seni seviyorum sevgilim.

Neyse sonra bir arcade’e gitmeye karar verdik. Atmosfer o kadar güzel ve keyifliydi ki, 14 Şubat için balonlarla fotoğraf kabini bile yapmışlardı. Orada da çok güzel fotoğraflar çekindik. Benim montum, Berkay’ın bana getirdiği hediyem, lokum, ve çiçeğim her yerde bize yük olsa da aşırı eğlendik. İlk bir tane makine gördük, çark çevirince bilet veriyordu. Bu biletleri biriktirip de oradaki mağazadan bir şeyler alabiliyorsunuz. Bu bilgi tabi bizi çok gaza getirdi ve lobut devirmece, halka geçirmece, ve bardak takip etme oyunlarından bayağı bir bilet kazandık. Yine de en sonunda yaklaşık 250 biletimiz olmuştu ve güzel şeyler 10.000 biletten falan başlıyordu. O biletleri karta yükledik ve fırsat buldukça gelmeyi istiyoruz, o minik arabada gözüm var.




Air Hockey de oynadık ve burda kişiliklerimizin oyuna nasıl bu kadar net yansıdığını görmek çok eğlenceliydi. Ben sürekli hızlı bir şekilde diski karşı tarafa göndermeye çalışırken Berkay sakin sakin bir kere vuruyordu diske ve bu şekilde de kazandı. Ama alışamamıştım yoksa yenerdim yani, rövanş istiyorum. En güldüğümüz anlardan biriyse lazer atan bir silahla hedefleri vurmaya çalıştığımız makinedeydi. Ya yemin ederim bütün hedefleri vurduğumu gözlerimle gördüm lazerin ışığından. Makine bilet veriyormuş ve ilk Berkay bitirdi. Makine ona 40 küsür bir bilet verdi. Benimki bittiğindeyse heyecanlı heyecanlı bekliyordum ama bana sadece iki bilet verdi… Bir de devamı gelecek diye bekliyorum çok üzücüydü.
Neyse sonra yeterince eğlendiğimize karar verip tatlı yemeye gidelim dedik. Önce benim çok sevdiğim yaban mersinli natayı Berkay’a denettim ve beğenmeyeceğini düşünüyordu ama beğendi. Benim tatlı zevkimi kimse sorgulamasın. Tabi sonrasında çok güzel gözüken bir cookie dükkanını TikTok’tan görüp gittik ama kesinlikle abartılmış, beğenmedik. Akşam yemeğini Emirgan’da yemek istediğimiz için Kadıköy’den dönmek istedik ama direkt vapur yoktu. Biz de o yüzden Beşiktaş’a gitmeye karar verdik. Vapurla Beşiktaş’a geçtik ve ben yine kollarında uyudum, gerçekten çok yorulmuştum. Beşiktaş’ta da biraz dolandık ve biraz mağazalara baktık. Beraber parfüm seçtik, oje denedik (yani ben denedim tabi). Berkay’ım bana ojeler aldı, beni mutlu etmeye uğraşmadığı tek bir an yok. Sonrasında yağmur başladığı için ve saat de biraz geç olduğu için Emirgan’a dönmeye karar verdik.


Baltalimanı sahiline bakan bir masada Emirgan Dilek’e oturduk ve çok keyifli bir akşam yemeği yedik. Boğaz’a bakarak sohbet ettik ve gerçekten her şey o kadar güzeldi ki… Onunla olup başka hiçbir şeyi düşünmeden sadece ona bakmak ve onunla konuşmak ne kadar iyi geldi anlatamam. Tabi biraz fazla uzakta kaldık birbirimizden, Berkay’ım dayanamadı ve masa değiştirdik ki yan yana oturup tatlımızı yiyebilelim. Biz kesinlikle yemek yerken yan yana oturmayı seven o yapışık çiftlerden olabiliriz. Ama seven sevdiğine her zaman sarılsın, her zaman elini tutsun sevdiğinin. Biz de yan yana oturduk ve kırmızı bir şal aldık omzumuza. Berkay çay içti, ben de karadut çayı denedim. Aşırı güzeldi. Vişneli kalp şeklinde bir pasta da yedik. Sonunda kalktık ve biraz sahilde dolandık, ama istemeyerek de olsa durağa dönmek zorunda kaldık çünkü artık Berkay’ın beni yurda bırakması gerekiyordu. Beraber otobüse bindik ve Sarıyer’e bıraktı beni. İlk 14 (13?) Şubat’ım gerçekten hayal edemeyeceğim kadar güzel geçti. Hala o günü düşününce gülümsüyorum.